Ailede Çocuk Katılımı: Neredeyiz?

Melda Akbaş - Ailede Çocuğun Katılım Hakkı: Neredeyiz?[*]

En son soracağımı en başta sorarak başlamak istiyorum. Çocuk katılımında neredeyiz diye düşünürken ilk sorum aslında şu: çocuk katılımı için şimdi adım atmayacaksak, çocuk katılımı için bugün uygun ortam ve koşulları yaratmayacaksak ne zaman yaratacağız? Dolayısıyla en son şunu sorarak bitireceğim: çocuk katılımı şimdi değilse ne zaman, çocukların bugünün de değilse yaşamlarının hangi döneminde hayata geçecek?

Benim cevabım tabii ki bugün. Çocuklarla çocuk katılımını, çocuklarla çocuk haklarını konuşmak olmazsa olmaz ama benim için bir o kadar da yetişkinlerle de bu konuyu konuşmak önemli. Çünkü bu alanda çalışmaya başladığım ilk günden beri hep şuna inandım; zaten insan hakları çerçevesi çocukların da yetişkinlerin de haklarını tanımlıyor ancak çocukların gelişen kapasitelerini göz önünde bulundurmak, gelişimlerine uygun ihtiyaçlarla yanıt vermek ve aslında çevresindeki tüm sorumlu yetişkinlere çocukların insan haklarını hatırlatmak için Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye ihtiyacımız var. Dolayısıyla bugün aslında çocuklarla olduğu kadar yetişkinlerle çocuk haklarını konuşmak, ailede çocuk katılımını konuşmak beni çok heyecanlandırıyor.

Bu yazıda sizlere davetim ne?

Çocuklarımızı bugünün ihtiyaç ve beklentileriyle desteklemek için çocuk katılımı yaklaşımı acaba bizlerin, yetişkinlerin, ebeveynlerin de üstündeki ağır yükü - çünkü hepimizin üstünde oldukça fazla yük var ebeveynler olarak da- alabilir mi? Acaba bu yükü alacak da bir yaklaşım olabilir mi? “Bizlerin de hayatında bir kolaylaştırıcı rol üstlenebilir mi? Bir diğer soru da çocuk katılımını bugün göz ardı ettiğimiz durumlarda hem çocuğun gelişimi için, hem kendimiz için, hem de içinde yaşadığımız toplum için, hep birlikte paylaştığımız dünya için, daha ileriki yıllarda onarılması zor, belki de telafisi mümkün olmayan bir durum yaratmıyor muyuz? Bunu sorarak başlamak istiyorum. Bir eğitimde katılımcı öğretmenlerden biri ‘bağımlı çocuklar yetiştiriyor, özgür toplumlar hayal ediyoruz’ demişti, üzerine düşünülesi bir cümle değil mi?

 

Peki, çocuk katılımı nasıl ortamlarda mümkün, nasıl hayata geçebilir? Çocuk katılımının çocuk hakları sözleşmesinde bir tanımı var. Ama isterseniz şöyle bir bakalım. Güvenli ortam çocuk katılımının hayata geçmesi için kritik önemde. Bununla birlikte gerek aile ortamında – bu arada bu parantezi açmak istiyorum, benim için çok kıymetli- aile derken, ebeveynlik derken neyi kastediyorum? Aslında aile derken çocuğun etrafında çocuğun gelişiminden sorumlu tüm yetişkinleri kastediyorum. Çünkü biyolojik bir annelik-babalık ilişkisinin ötesinde benim burada anlatmaya gayret ettiğim aile ve ebeveynlik vurgusu çocuğun gelişiminden sorumlu her birey, onun etrafını ören tüm yetişkinler benim aile tanımım içinde diyeyim.- Çocuğun alacağı kararlarda, nasıl ilkeler çerçevesinde çocuk katılımını sağlamak mümkün? Öncelikle çocuğun bilgilendirilmiş olması gerekiyor. Söz konusu durumun çocukla ilgisinin ve ilişkisinin kurulmuş olması, çocuk dostu bir yaklaşımla bunun hayata geçmesi gerekiyor. Çocuğun, ailedeki tüm çocukların katılımına eşit biçimde açık olması, gelişimine uygun olarak tasarlanmış olması, güvenli olması ve çocuğun kendiyle ilgili ev ortamında, toplumsal alanda, eğitim ortamında görüşünü ifade ettiğinde kendini güvende hissettiği ve olası risklerin yetişkinler tarafından öngörülerek önlenebildiği bir sistemden bahsediyoruz ve tabii ki bunun gönüllü olması gerekiyor, çocuğun görüş vermemeyi tercih etmesi de… Çocuğun görüş vermeme hakkının, çocuğun kararlarda sessiz kalma hakkının da katılımın bir parçası olduğunu akılda tutmak gerekiyor.

Laura Lundy çocuk katılımını 4 temel prensip üzerinden anlatıyor: Alan, ses, dinleyici ve etki.[1] Dolayısıyla aslında bu çocuk katılımının ilkeleriyle de son derece ilişkili, çünkü biraz sonra da zaten bahsedeceğim karşınızda bir dinleyicinin olması gerekiyor.

Ailede çocuk katılımı için önce isterseniz katılımın ne olmadığından bahsederek bir başlayalım. Çocuğun her istediğinin yapılıyor olması, ailede çocuğun tüm taleplerinin hayata geçiriliyor olması çocuk katılımı değil. Zaten eğer ki çocuk katılımı bu olsaydı, bu çocuğun yüksek yararının, çocuğun korunma hakkının, çocuğun yaşama ve gelişiminin desteklenmesine ters düşen bir süreci de beraberinde getirirdi. Biz aslında çocuk katılımının altını çizerken tüm haklarla birlikte ve çocuk haklarının tüm ilkeleriyle birlikte - çocuğun öncelikli yararı, ayrım gözetmeme, yaşama hayatta kalma ve gelişim, çocuk katılımı- yaşama geçmesinden söz ediyoruz. Bunları hayata geçirirken de önceliğe çocuğu koyarak, hem bugün hem de gelecekte onu nasıl etkileyeceğini düşünme sorumluluğunu da getiriyor.

Peki acaba çocuk katılımı nasıl ortamlarda gelişemiyor, yaşama geçemiyor? Otoriter, baskıcı, kuralların bir grup tarafından verildiği ve diğer bir grubun bu kurallara uymak zorunda kaldığı, -belki de ev ortamlarımız aslında buna çok iyi bir mikro örnek- çocuğun ihtiyaçlarına uygun, yaşına gelişimine uygun bir güven ortamının sağlanmadığı ya da talepleriyle ilgili, ihtiyaçlarıyla ilgili küçümseyici, zaman zaman belki alaya varan, belki aslında hiç fark etmediğimiz küçük espriler olarak gördüğümüz ama onu örseleyebilen halimiz, tavrımız çocuk katılımının önünde engel oluşturuyor. Oysaki çocuğun duygularını, ihtiyaçlarını ifade edebildiği ortamlar yaratmak çocuk katılımının ön koşullarından. Diğer yandan kimi zaman oldukça yargılayıcı da olabiliyoruz çocukların görüşlerini ifade ettiği ortamlarda. Bunu sadece aile için ya da ev ortamı için ifade etmiyorum aslında çocuk katılımının hayata geçmesi gereken tüm ortamlarından bahsediyorum. Ama bugün burada mikro sistemi konuşuyoruz. Dolayısıyla değişimi o mikro sistemde başlatabileceğimiz ölçüde aslında makro sistemleri de dönüştürme gücümüz olacak.

Çocuk katılımı nasıl ortamlarda mümkün? Öncelikle çocuğun, ailenin, toplumun eşdeğer bir üyesi olduğunun kabul edildiği, çocuğun eğitimden sanata gündelik hayattan boş zaman aktivitelerine kendini ilgilendiren kararlarda görüşlerini rahatlıkla ifade edebildiği ve bunun için uygun süreçlerin zaten en başından, erken çocukluğundan itibaren tasarlandığı, sosyal duygusal öğrenme; yani çocuğun duygularını ve ihtiyaçlarını ifade edebilecekleri alanların yaratılmasıyla mümkün.  Dolayısıyla çocuğun yine erken yaştan itibaren hem kendi duygularının farkına vardığı hem de çevresindeki diğer bireylerin duygularının farkına varabildiği duygu-okuryazarlığı becerisini edinmesi gerekiyor. Yine çocuğun yaşına ve gelişimine uygun sınırların çizildiği ama bu sınırlar içinde özgürlüğünün tanımlandığı. Hata yapabildiği ve bu hatalarından dolayı yargılanmadan, hatalarından öğrenerek, hatalarının etrafında onu destekleyen yetişkinlerle birlikte onarılabildiği bir ortam gerekiyor. Katılım hakkı diğer tüm hakların hayata geçmesi için büyük önem taşıyor.

Yazı şöyle tamamlamak istiyorum; son yıllarda herhalde en fazla değişimi konuşuyoruz. ‘Değişim’ sözü her yerde. Hepimizin karşısına sıklıkla çıkıyor. Endüstri 4.0 olarak tanımladığımız yeni sanayi devriminin eşiğinde olduğumuzdan söz ediyoruz. Yeni dijital devrimden bahsediyoruz. Yeni insan olma hallerinden, yeni iş yapma hallerinden, yeni öğrenme biçimlerinden bahsediyoruz. Bu değişim toplumun çeşitli kesimleri için yeni eşitsizlikleri de beraber getiriyor makro sistemde, bu belki başka bir yazının konusu olur. Ancak çocukların mikro sistemlerinde daha eşitlikçi yaşamaları mümkün. Bizlerin yetişkin tutumları, bizlerin ebeveynlik tutumları bu değişime ne kadar ayak uydurabiliyor? Bizler ebeveynler olarak çağın gerekliliklerine, çağın ihtiyaçlarına ve beklentilerine, çocuklarımızın ihtiyaç ve beklentilerine, değişimin gerektirdiği becerileri- empati, ekip çalışması, işbirliği, yaratıcı problem çözme vd.- günlük pratiklerimize yansıtmaya ne kadar yanıt verebiliyoruz? En başta sorduğum soruyu tekrar sorayım. Bu kadar yetişkinler tarafından kurgulanmış bir dünyanın, bu kadar yetişkinler tarafından kurgulanmış sistemlerin içindeyken çocuk katılımı için harekete geçmek adına şu an adım atmayacaksak ne zaman adım atacağız?

[*] Bu yazı 06.12.2020 tarihinde  https://www.gencsesler.org/yeni-esitsizligin-esiginde-ebeveyn-olmak-ailede-cocuk-katilimi/ adresinde yayınlanan metinden düzenlenmiştir.

[1] Lundy, L. (2007). ‘Voice’ is not enough: Conceptualising Article 12 of the United Nations Convention on the Rights of the Child. British Educational Research Journal, 33:6, 927-942.